23 Ağustos 2012 Perşembe

Ölü Balıkların Arasında (Kaos GL - Kadın Kadına Öykü Yarışması 2011 İkincisi)

Taşlar evlerin üstüne yuvarlanıyor, her an, yuvarlanacak, an meselesi… Doğa bile intikamını gücünün yettiğinden alıyor. İçim öfkeyle dolu. Her kürek darbesiyle toprağın sancısı benim de içime saplanıyor.



O darbelerle yapılan yoldan geçiyorum şimdi, sahil yolundan. Vaktiyle kayalıklarda oturup dileklerimizi akışına bıraktığımız dereler kurumuş, balıklar ölmüş… Üstlerinden geçmekte olduğumu düşünüp ürperiyorum. Önümde, arkamda arabalar var; hepsinin plakasını sana dair bir şeye bağlıyorum. Yoksa bu yol nasıl biter, yoksa içimdeki sıkıntı nasıl geçer?



İçim sıkılıyor. Biliyorum, bu yol dönüp yine sana varır, seni bulurum. Ama doğup büyüdüğümüz köyde bir tane bile plaka görmenin mümkün olmadığı zamanlarda seni daha kolay buluyordum; daha yavaştı zaman, daha yoğun hissediyordum seni. Hatırla, her anı sindiriyorduk. Bir gün içimden taşanları bir şişenin içine tıkıştırıp önümüzde akan suya bırakıvermiştim. Sen hemen koşup yakalamıştın şişeyi, ama kağıdı bir türlü çıkaramayınca şişeyi kırmak zorunda kalmıştın. Okumuştuk beraber, sesli, daha sesli, bağırarak, haykırarak… O kağıda yazdığım her şeyi yüzüne de söyleyebileceğimi biliyordun, her harfin değerini bilerek. Çünkü zamanımız vardı.



Şimdi senden bir şişe gelse bana, kırmaya bile kıyamam. Şimdi seni bu koşuşturmada yakalayıp da içimden gelenleri aynı güzellikte anlatamam. Telaştan. Kaçıp gidersin diye korkumdan. Şimdi o şişeyi dereye bıraksam… Dere yok artık! Yollara bıraksam, o günkü gibi hemen bulamazsın, kendi isteğinle kıramazsın. Sen bulmadan önce zaten bir tekerin altında parçalanır, kağıtta lastik izleri, ölü balıkların arasında…



Canlı her hücremiz ölüyor, şimdi güzel havalar bitti, gökyüzüne bakıp mutlu olamıyoruz, gözümüze asit kaçtı, ağlamıyoruz…



Köyümüzü adamlar basıyor, her şeyi biliyorlar, her yere bir şeyler dikip duruyorlar. Modern ya onlar, kalkındırmaya geldiler ya, aşkı da bizden iyi bildiklerini sanıyorlar. “Bir şey bildiğiniz yok!” diyemiyoruz karşılarına geçip; neye isyan etsek, şaşırdık.



Eskisi gibi, yorgun bir günün sonunda, eve dönüş yolunda durup uzun uzun öpmek istiyorum seni, kimse bizi rahatsız etmezken. Ama şimdi bir arabanın altında kalırız diye korkuyorum inan ki! Komik olan, asıl onlar bizden rahatsız oluyorlarmış! Ortalıkta bas bas bağırarak doğaya aykırı buluyorlarmış bizi. Teorileriyle, kelimeleriyle geldiler; bizim dilimizi, insanın insanı sevebilme yetisini kırıp döküyorlar. Birbirimize anlattığımız şekilde anlatsak aşkı onlara, anlamazlar. Tek amaçları zararı bize, kârı kendilerine vermek; bunu da göz boyayan büyük laflarla kafamızı karıştırarak yapıyorlar.



Doğaya zarar veren, ‘türün devamlılığını yok eden’ asıl kendileri; görmemeye kararlı olsalar da. Doğayı kıra döke; yol boyunca önlerine çıkan ağaçları, dağları, aşıkları, suları öldürerek ilerliyorlar. Oraya da gelecekler. En güvenli sandığınız, en mahrem saydığınız yerlerinize de girecekler. Ahlaksız olacaksınız, onlar daha da tecavüz edecek bedeninize. Aşık olacaksınız, ‘çat’ diye alıp götürecekler ikinizden birini akıllarının estiği yere. Bilemeyeceksiniz, bilmenin hiçbir yolunu bulamayacaksınız. Panik, telaş derken bir bakacaksınız ki; bilmenin yolunu da aramaz olmuşsunuz. Karmaşaya kapılmış, yuvarlanıp gidiyorsunuz; belki dereleri ve evleri örtmeye yuvarlanan taşlardan biri olmuşsunuz, ne fena.



Öfkem taşıyor içimden artık, güzel duygular yerine. Başkalarına anlatır buluyorum kendimi. Oysa bu mektup sana yazıldı, sadece senin için. İçinde ölü balıklar olmasın istiyorum, elimde olsa hepsine nefesimi verirdim. İnsanı nefesinde boğan yoğun hisler tatmışken, nefesinde boğulan başka insanlar tanımışken, beni kendimde kaybettiren, satırlarımı sarhoş eden seni bulmuşken içimden geçen her şeyi sadece sana anlatmak istiyorum; seni bile. Nefes nefese, dura dinlene değil; sakin, su gibi, barajsız akıp giden cümlelerle… Ketsiz, kesintisiz…



Yolum kısa, gitmemle dönmem bir. Kaç balık daha ölür o arada, kaç toprak kayar gider, kaç kişi daha doğaya aykırı der bize, kaç kişi daha sevinerek nefret cinayeti işler, bilmiyorum. Ama her gün iyi ki dediğimi biliyorum, iyi ki bulmuşum seni. Şimdi olsa, kalabalıkların, ölü balıkların arasında bulamazdık birbirimizi. Bir başımıza, yarım kalırdık. El ele çıkmazdı sesimiz bize sapkın derken yaşamımızı kurutanlara, ahlaksız derken üstümüzde hak iddia edenlere, o koca koca adamlara. Gözlerinin önünde devam edelim birbirimizi öpmeye, sevmeye. Belki bir zamanlar derede sektirdikleri bir taşı düşünürler, aşka çağrışırlar, unuttuklarını hatırlarlar. Bizi sevsinler değilse de temennim, belki bir gün öldürdükleri o balıkların arasında bizimki gibi bir sevgiyi bulurlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder